Nisan 08, 2009

Efeler Diyarı Ege Yöresinden Türkü Sözleri ve Türkü Hikayeleri II

Ah Bir Ataş Ver


Ah bir ataş ver cigaramı yakayım
Sen salın (sallan) gel ben boyuna bakayım
Uzun olur gemilerin direği
Ah çatal olur efelerin yüreği

Ah vur ataşı gavur sinem ko yansın
Arkadaşlar uykulardan uyansın
Uzun olur gemilerin direği
Ah çatal olur efelerin yüreği





Çanakkale Boğazı, Nağra Burnu açıkları
4 Nisan 1953, Saat 02:15

Uzun ve yorucu bir seferden dönen Dumlupınar denizaltısı, Nağra Burnu açıklarında İsveç bandıralı Nabuland Şilebi ile Çarpıştı. Sessiz, soğuk ve bulanıktı gece. Başından aldığı şiddetli darbe ile Dumlupınar birkaç saniye içinde sulara gömüldü. Gemideki 81 kişilik mürettebattan sağ kalan 22 kişi, geminin arka bölümündeki torpido dairesine sığındı. Mahsur kalanların su yüzüne fırlattıkları telefon şamandırasıyla gemi ile irtibat sağlandı. Sağ kalan 22 kişiyi kurtarmak için herkes seferber oldu. Bu arada oksijeni idareli kullanmaları için, gereksiz yere konuşmamaları, şarkı türkü söylememeleri ve sigara içmemeleri konusunda uyarılar yapıldı. Ancak saatler süren kurtarma çalışmalarının sonunda, umutların tükendiği anda karanlıkta bekleyen 22 kişiye, herşey yine aynı sözcüklerle anlatıldı; konuşabilirler, türkü söyleyebilirler ve hatta sigara bile içebilirler. Şamandıradaki telefon hattının öbür ucundan, tüm Türkiye, denizaltıda tevekkülle ölüme yapılan hüzünlü ama başı dik türküsünü dinledi.

Kerimoğlu Zeybeği



Of aman of aman of
Şu Muğla'nın damları da damları
Al kanlara boyanmış
Kerimoğlu'nun her yanı da her yanı

Of aman of aman of
Şu Muğla'ynan Yerkesiğin arası
Yaktı da beni Kerimoğlu'nun
Kaşlarının karası

Of aman da aman da
Kara Dağların sandalı da sandalı
Al kanlara boyanmış
Kerimoğlu' nun her yanı da her yanı

Of aman da aman da
Eyüpüm gitti bulunmaz
Elleme kör olası arap
Uykularda adam vurulmaz


Ülkenin her yöresinde olduğu gibi çeşitli sebeplerden dolayı mevcut kayıtlara göre 16. yüzyılda Muğla'da da küçük çapta başkaldırmalar olmuştur. ancak Muğla'da zeybekliğin belirgin bir biçimde ortaya çıkması, Osmanlı'nın son dönemlerine rastlar.

20. yüzyılın başlarında, yani 1901 yılında ünü ülkece bilinen Kerimoğlu Eyüp Efe'yi görüyoruz. Aynı dönemde ağabeyi Hüseyin de yörede ün salmıştır.

Kerimoğlu Eyüp (1882-1901); bugün Yeşilyurt olarak bilinen Pisilidir. Pisi, Muğla merkeze bağlıdır.

Küçük yaşta babası Hüseyin'i kaybeder. Anası Hatice tarafından büyütülür. Ağabeyi Hüseyin ile birlikte herkes gibi Pisi'de bir süre hayvancılık ve tarımla uğraşır. Bu arada Eyüp, hayvancılıkla ilgilenirken, ağabeyi Hüseyin ise o dönemde "konturbazlık" denilen tütün kaçakçılığı yapmaya başlar. Çünkü, Osmanlı tütün tekeli "reji" denilen yabancı tekelin eline geçmiş ve tütünün reji dışında satılması yasaklanmıştır. Halk da tütününü reji'ye vermek yerine kaçakçılığı tercih etmiştir. Bu nedenle o dönemde halkla kolluk kuvvetleri arasında büyük çatışmaların çıktığı da bir gerçektir.

Kerimoğlu Eyüp'ün ağabeyi Hüseyin, ağırlığı Kafaca'da bulunan bir çok dostu olan bir kişidir. Ancak çeşitli nedenlerden dolayı sık sık hapse girmektedir. Büyük bir çoğunlukla da Bodrum zindanlarında yatmıştır. Ağabeyinin hapiste bulunduğu sıralarda Eyüp, efesinin dostlarıyla ilişkilerini sürdürmüş fakat yaptığı olumsuz davranışlardan dolayı tepkiler almış ve sonuçta kolluk güçleriyle yöre halkının dikkatini üzerine çekmiştir.

O yıllarda Pisi'nin muhtarı İzzet Ağa'dır. izzet Ağa, Muğlalı doktor Hüseyin Avni Topaloğlu'nun kahyalığını yapmaktadır. O dönem Muğlasında eşraf ve zenginler Pisi ovasındaki arazilerini kahyalar aracılığı ile işletmektedir. Kahyalık yapanların ise bu nedenle köyde diğer kişilere göre daha zengin ve imtiyazlı olmaları doğaldır.

1901 yılı baharında bugün Pisi'de Maşat adı verilen yerde bir düğün kurulur. Düğünde Eyip oyanı kalkar. Hasmı durumunda olan İzzet Ağa da oradaki masalardan birinde dostlarıyla oturmaktadır. Bu sırada ağabeyinin arkadaşı Koca Mehmet düğüne gelir ve Eyüp'ün üzerine izni olmadan oyuna kalkar. Yöre geleneklerinde izni olmadan birinin üzerine oyuna kalkmak büyük saygısızlık ve karşısındaki kişiye yapılabilecek büyük bir hakaretti. Ama efesinin (ağabeyinin) arkadaşı olduğu için Koca Mehmet'e saygı gösterir ve oyundan çekilir. Buna rağmen Koca ehmet oyununu bitirince Eyüp'ün hasmı olan Pisi Muhtarı İzzet Ağa'nın masasına giderek oraya oturur. Eyüp üst üste yapılan bu hakaretler karşısında kızarak İzzet Ağa'nın masasına doğru yönelir ve Koca Mehmet'e ayağa kalkmasını söyler. Ayağa kalkan Mehmet'e "Üzerindeki efemin elbisesini çıkar" der. Bunun üzerine İzzet Ağa, Koca Mehmet'e yapılan davranışa sinirlenerek Eyüp'e saldırmak ister. Eyüp, yanında taşıdığı bindirme (dolma) tabancası ile İzzet Ağa'ya ateş eder ve kolundan yaralar. Düğün yerinden kaçarak Değirmenderesi'ne gelir. Orada Kosmel denilen Koca İsmail tarafından yakalanarak birkaç kişi ile birlikte dövüle dövüle Maşat'a getirilir. Orada tekrar dövülen Eyüp, annesi Hatice tarafından sırtlanarak evine götürülür.

Olayı İzzet Ağa zaptiyeye bildirmiştir. Zaptiyelerin köye geldiğini haber alan Eyüp, evindeki mavzeri ve fişekliği alarak kaçar. Zaptiye takibe çıkmıştır. Derken Arap mezarlığı adı verilen yerde, zaptiyelerden biri Eyüp'ü görer ve teslim olmasını ister. Eyüp teslim olmayarak zaptiyeyi öldürür ve dağa kaçar.

Pisi ve Yerkesik dağlarında gezinir. Yerini sadece anası Hatice ve ağabeyi Hüseyin bilir. Zaptiye sürekli evine gidip yerini söylemesi için anası Hatice'ye baskı yaparsa da bir türlü öğrenemez ve Eyüp'ü yakalayamazlar.

Debreli Hasan ( DRAMA KÖPRÜSÜ )

Debreli Hasan, Drama'da dogup büyümüs Debreli namiyla, Drama-Serez-SariSaban-Iskece bölgelerinde mücadele etmis halk kahramani bir eskiyadir.

Drama Köprüsünü, o devirde halki ezen , haksizlikla para kazanan , zenginlerinden aldigi haracla yaptirmistir. Debreli Hasan'in yasadigi, dönem tam olarak bilinmemektedir. Bir rivayete göre Cakircali Efe ile ayni dönemde yasadigi, hatta atistiklarina dair hikayeler oldugu belirtilmektedir. Tahminler onun 1870-1920 yillari arasinda Makedonya daglarinin egemeni oldugudu yöndedir. Bu konuda halk arasinda anlatilan hikayeye göre; Selanikli Yahudi bir tüccar, ticaret icin Izmir'e gidecektir. Tüccar'a "Eger bu civar daglarinin hükümdari Debreli'den gecsen bile Ege daglarinda Cakircali'dan gecemessin.."denir. Nitekim de öyle olur.

Debreli'nin cetesi büyük bir cete degildir. Bilinen Karakedi namiyla bir tek kizaninin oldugudur. Halka onu sevdiren eskiya kisiliginin en üstün tarafi ise fakirlere yardim etmesi, bilhassa birbirini seven yoksul gençleri evlendirmesidir. Bu konuda halk tarafindan bilinen en ünlü iki hikaye söyledir. İlki, "Evlenmek niyetinde olan dagli bir genç, tek danasini almis, Iskeçe pazarina inmektedir. Yolu, Debreli Hasan tarafindan kesilir. Delikanlinin evlenmek icin parasi olmadigini anliyanca Debreli kendisine dügün icin yetecek parayi verir ve ayrica danasini satmasini engellemek icin onu koyune kadar ugurler." Digeri ise, "Bir gün Iskeçe Yaka'sinda dolasirken bir çobana rastlar. Çobanin kavalindan dökülen hüzünlü melodilerden etkilenir. Bu hüzünlü melodilerin ardinda bir sevgi ve hüzün oldugunu anlar. Çobana yaklasarak ne derdi oldugunu sorar. Çoban, sevdigi kizin babasinin çok büyük bir baslik parasi istedigini söyler. Ayrica, kizi kaçiramadigini çünkü kizin babasinin civarda en büyük beylerden biri oldugunu ve evi çok iyi korunugu bundan dolayi eve yaklasamadigini söyler. Bunun üzerine Debreli'de çobana bir hafta içinde kizi istetmesi için hazirlanmasini söyler ve gerisini O'na birakmasini belirtir. Ayni günün gecesi Bey'in evine baskin yapar ve Bey'den silah zoruyla altinlarini alir. Bunun yaninda Bey'e hayatini tek bir sartla bagislayacagini beliritir. Bu sartta kizini çobana vermesidir. Debreli bir iki gün içinde Çobani bulup altinlari çobana verir ve kizi istemeye gitmesini söyler." Yasadigi zamanda buna benzer bir çok gönül isini çözdügü anlatilir.

Halkin kahraman Debreli'si sonunda padisah affindan yararlanmis ve söylentiye göre mübadelede güvenlik güçlerinin elinden kaçmayi basararak Turkiye'ye göç etmiştir. Debreli Hasan efsaneleriyle Iskeçe Turkler'inin gönlüne taht kurmustur.

Debreli Hasan Türküsü ( DRAMA KÖPRÜSÜ )

Drama koprusu Hasan dardir gecilmez
Soguktur sulari Hasan bir tas içilmez
At martinini Debreli Hasan daglar inlesin
Drama mahpusunda Hasan Karakedi dinlesin

Mezar taslarini Hasan koyun mu sandin
Adam öldürmeyi Hasan oyun mu sandin
At martinini Debreli Hasan daglar inlesin
Drama mahpusunda Hasan dostlar dinlesin

Drama koprusu Hasan dardir daracik
Çok istemem Yanko Çorbaci bin bes yüz liracik
At martinini Debreli Hasan daglar inlesin
Drama mahpusunda Hasan Karakedi dinlesin

Drama koprusunu Hasan gece mi geçtin
Ecel serbetini Hasan ölmeden mi içtin
At martinini Debreli Hasan daglar inlesin
Drama mahpusunda Hasan dostlar dinlesin.

Denizin Dibinde Hatcam - (Çeltikçi yöresi)




Denizin Dibinde Hatçam Demirden Evler
Ak Gerdanın Altında Çiftedir Benler
Al Kınalı Parmaklar Da O Beyaz Eller
Yolcuyu Yolundan Anam Eyleyen Dilber

Dalga Dalga Dalga Dalga Dalgalanıyor
Hatçamı Görenler Anam Sevdalanıyor
Alçaklara Duman Çökmüş Yükseklere Buz
Gel Sarılalım Kaçalım ince Belli Kiz

Yüce Dağ Başında Hatçam Ekin Ekilmez
Yağmur Yağmayınca Anam Kökü Sökülmez
Ellerin Köyünde Hatçam Kahır Çekilmez
Doldur Ağuları içelim Hatçam

Dalga Dalga Dalga Dalga Dalgalanıyor
Hatçamı Görenler Anam Sevdalanıyor
Ovalara Duman inmiş Göremedin Mi
A Kız Kendi Saçını Öremedin Mi

Arvallinin Önünde De Pınarlar Harlar
Hatçam Çıkmış Pencereye Ay Gibi Parlar
Ben Hatçamı Yitirdim Dumanlı Dağlar
Gözlerimin Pınarları Durmadan Çağlar

Onu Onu Onu Onu Onun Onuna
Ben De Yandım Hatçanın Basma Donuna
Alçaklara Karlar Yağmış Üşümedin Mi
Sen Bu İşin Sonunu Düşünmedin Mi


TÜRKÜ HİKAYESİ
Denizin Dibinde Hatcam - Çeltikçi yöresi

Burdur’dan Antalya’ya doğru giderken yaklaşık 38 km. uzaklıkta bulunan Arvallı, yeni adı ile Bağsaray köyünde geçer hikaye.

Hikayeye göre Hatçe isminde bir güzel kadın köyün meydanındaki duvarında çift oluklu pınar bulunan bir evde oturur.Türküde sözü geçen pınar bu pınardır.

Hatçe güzel ve alımlı bir köy güzelidir. Köyün çobanı Hatça’ya gönlünü kaptırır. O da çobanı sever. Ne var ki Hatçe evlidir.Kader onları bir türlü bir araya getirmemiştir. Her ne kadar olumsuzluklar çok olsa da aşklarına engel olamazlar ve bir zaman sonra birlikte kaçmaya karar verirler. Çobanla birlikte kaçarak Antalya’ya yerleşirler. Yaklaşık 5 ay sonra yakın bir köyde (Kayış) de buna benzer bir olay gerçekleşir ve İbrahim Can isimli mahalli sanatçı bu türküyü yakar

Kütahyanin pinarlari

Bundan 100-120 yıl önce Kütahya'da bir ailenin genç yakışıklı, sözü dinlenir, temiz kalpli bir oğulları varmış. Orta halli bir ailenin de güzel, boylu poslu uzun saçlı bir kızları varmış. Kız biraz hoppa olduğu, ele, avuca sığmadığı için arkadaşları ona "deli düve" ismini vermişlerdi (düve: buzağı doğurma zamanı gelmiş yeni ineklere bazı yerlerde düve denirmiş). İşte genç yakışıklı delikanlı deli düveye aşık olmuş. O zamanlar deli düve adı dillere destandır. Genç, deli düveyi ailesinden ister, fakat kızı vermezler. Kızla genç gizli gizli buluşurlar. Bunu duyan kızın ailesi razı olur ve kızla genci evlendirirler. Fakat gençlerin saadetleri uzun sürmez, bu kızın güzelliğini duyan gören zamanın delikanlıları kendilerini reddeden kızın kocasını hem kıskanır hem de ona kin bağlarlar.

Aradan hayli zaman geçer bu genç ve güzel gelin bazı delikanlılar tarafından tehdit edilmeye başlanmıştır. Delikanlılar "kocandan ayrılacaksın yoksa seni dağa kaldırırız, kocanın da gözlerini kör ederiz" diye kıza haber salmışlar. Genç kadın önceleri aldırmaz ve kocasından saklar, onu sevdiği için bir türlü kötülük etmelerine razı olamaz ve delikanlılara şöyle haber yollar " Ne olur, kocamı rahat bırakın. Ona dokunmayın ne isterseniz yapayım" der. Bunu haber alan gençler kadını kaçırmaya karar verirler. Aracı kadına "biz istediğimizi çeşme başında söyleyeceğiz. Oraya kadar gelsin" derler. Bunu duyan gelin meraktan çatlayacak bir duruma geldiğinden çeşme başına gider. Çeşme başına giden delikanlılar tuzak kurarak kadını kaçırırlar. Kadın bu sırada çığlık atar o sırada kadının kocası olan Asalıoğlu sesi duyarak koşarak gelir. Kadının kocası ile diğer gençler arasında kanlı bir kavga olur ve Asalıoğlu ölür. Gençler kızı dağa kaldırmıştı öte yandan oğullarını kanlar içinde yattığını gören gencin ana ve babası saçlarını başını yolarlar.


Kütahya'nın Pınarları Akışır,
Devriyeler Kol Kol Olmuş Bakışır.
Asalı'ya Çuha Şalvar Yakışır,

Aman Aman Vehbi Öyle De Böyle Olur Mu.
Ah Ben Ölürsem Dünya Sana Galır Mı.

Salın Gelip Musallaya Dayandı,
Gar Beyaz Vehbim Al Kanlara Boyandı.
Seni Vuran Oğlan Nasıl Dayandı,

Aman Aman Vehbi Öyle De Böyle Olur Mu.
Ah Ben Ölürsem Dünya Sana Galır Mı.

İslam Oğlu - Usak

Bundan 200 yıl kadar önce uşak yöremizde İslam oğlu adında biri yaşarmış .

İslam Oğlu köyünde, yufka yürekli tanınan iyilik sever kimseyi incitmeyen bir insanmış.

Cana kıyacağı kimsenin aklından bile geçmeyen İslam Oğlu bir gün kahvede otururken ufak bir münakaşa sonunda arkadaşını öldürüyor. Ve dağa çıkıyor.

İslam Oğlu nun peşine bir çok zaptiye salınıyor fakat aylarca ele geçmiyor.

Bir gün köyün yakınlarında ulu bir çınar ağacının altında otururken köylüler İslam oğlu nu görüyorlar. Hemen zaptiye ye haber salınıyor. İslam oğlu aptestini almış tam namaza durduğu sırada zaptiyeler kendisine ateş açıyorlar. İri gövdeli İslam oğlu ulu çınar ağacına yaslanıp öylece kalıyor.

Yere yığılmayan İslam oğlunu ölmedi zanneden köylüler 4 gün yakınına varamıyorlar. 4 gün sonra ceset yere yıkılıyor.

İslam oğluna yakılan bu türkü bugün hala uşak yöresinde düğünlerde söylenir.

Ellerde kaşıklar çalınarak, kıvrak zeybek olarak oynanır.


İslam oğlu efem derler benim şanıma
Üç atlı gelemiyor yanıma

İslam oğlu iner gelir inişten
Her yanları görünmüyor gümüşten

İslam oğlu kale yapar taşınan
Gözlerim doldu alkan ile yaşınan

Yörük Ali

Bu türkünün daha bir çok kıtaları, Ege havalisinde söylenmekte ise de, muhite göre değişmeler olmaktadır. Biz, buraya meşhur olmuş on kıtasını aldık... (Efelerin efesi) kelimeleri üzerinde dikkatle durulacak olursa, Yörük Ali´nin muhiti dahilinde olan ve tarihi eserleriyle meşhur (Efes) meydana çıkmaktadır... Yörük Ali (1896-1953) Istiklal Savaşımızın başlarında birçok yararlıklarıyla meşhur olmuş efelerdendir. Nazilli köylülerindendir. Ailesi Sarı Tekeli adlı bir Türk aşiretinden olup, Ayvazoğulları lakabıyle anıhr. Üç sene çetecilik ettikten sonra, hükümete dehalet etmiş, Yunanlıların Izmir´i ve Aydın´ı işgal etmesi üzerine, Çine´nin Yağcılar köyünde tekrar bir küçük çete kurmuştur. 15 Haziran 1920´de Menderes nehrini 50 arkadaşıyla sallarla geçerek Malkoç tren köprüsünü muhafaza eden Yunan karakolunu imha etmiş ve silahlarını almıştır ki, Aydın ve Köşk cephesinde bir buçuk sene kadar vuruşan ve Aydın´ın içindeki savaşta çok yararlığı görülen bu alay´ın adı, 57. nci Tümende (37. nci Yörük Ali Efe Alayı) ismi ile hala anılır. Efe´ye Istiklal madalyası ve Milis albaylığı rütbesi verilmişti. Milli Mücadele´den sonra, çiftlik ve ticaretle meşgul olan Efe, altısı erkek olmak üzere dokuz evlat yetiştirmiştir. 1953 yılında vefat etti.

YÖRÜK ALİ TÜRKÜSÜ

Yörük Ali’nin evleri, Aman Yörük Ali,

Yıkılası her yeri, Canım Yörük Ali,

Almış macur kızını, Alamasın sen beni,

Sıvattırsın her yeri(evleri) Verem ederim seni.



Aman Yörük Al, Yörük Ali’nin............

Canım Yörük Ali, Dolu molu bir şişe, Alamazsın sen beni, Yörük Ali’yi gören,

Verem ederim seni. Başlıyor da cümbüşe.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder