Nisan 13, 2009

Ahmet Altan / En Uzun Gece Özeti, Konusu, Karakterleri ve Okur Yorumları





En Uzun Gece
Ahmet Altan

Alkım Yayınları / Edebiyat Dizisi

Tutkuların en uzun gecesi


Altan'ın, akıcı bir dil ve üslup kullanmakla beraber şiddetli bir tutkunun hikâyesini, ekonomik sıkıntıların, siyasi ve toplumsal şiddetin yaşandığı bir bölgeye götürdüğünü, Güneydoğu'nun, romanın dekoratif görüntüsünü oluşturmaktan ve yazara bol miktarda tasvir imkânı vermekten öte bir anlamda kullanılmadığını, romandaki karakterlerin ise donuk ve eylemden uzak birer figür olarak kaldığını belirtelim.



A. Ozan COŞKUN


Ahmet Altan'ın son romanı olan "En Uzun Gece"yi alıp okumamda, doğrusu arka kapaktaki, "Hayatında herkesten ve her şeyden fazla sevdiği erkekten kaçarak Güneydoğu'nun dağlarında uluslararası bir araştırma grubuna katılan bir kadın... Kutsal Mezopotamya ovasının eteklerinde yükselen dağlarda süren tehditkâr bir hayat" ifadeleriyle, kitabın ilk sayfasındaki "Kehribar rengi tozlu bir dünyanın üstünde uçuyorlardı. Kil kırmızısı tepelerin yamaçlarındaki binlerce yıl önceden kalma kilise harabeleri, yıkık duvarlar, duvarlarına pencere biçimi delikler açılmış mağaralar, kayalara oyularak yapılmış basamaklar, bunların altına yerleşmiş ve bugüne mi yoksa geçmişe mi ait olduğu anlaşılamayan düz damlı kerpiç evler, derin vadiler, yaprakları tozlanmış, gövdeleri ihtiyarlıktan eğilmiş iğde ağaçları hızla akıyordu altlarından"(s.5) cümlesinin etkili olduğunu belirtmeliyim. Zira bu kez Altan'ın 'farklı' bir konuyu, Türkiye'nin Güneydoğu'sunda yaşananları ve Kürt sorununu kaleme aldığını 'düşünmüştüm'. İfademden de anlaşılacağı gibi, romanı bitirdikten sonra bu beklentimin pek karşılanmadığını, Altan'ın adeta, kendisiyle 'özdeşleştirdiğim' konuları, kadın-erkek ilişkileri, cinsellik, tutkulu bir aşk, aldatma/aldatılma gibi, işlediğini ve bu konuların pek dışına çıkmadığını, bu konuları anlatmak için mekân değiştirdiğini, daha doğrusu 'tehditkâr hayatın' yaşandığı 'kehribar rengi tozlu bir dünyanın' genel olarak mekân seçildiğini belirteyim. Roman, "daha birkaç saat önce içinde bulunduğu hayatla ilişkisi kesilmiş"(s.7), 'bir ilişkinin cesedini taşıyan' Yelda'nın, "hayatında herkesten ve her şeyden fazla sevdiği" Selim'den kaçarak Güneydoğu'ya gelmesiyle başlıyor. Avrupa Birliği'nin kurduğu bir araştırma grubuna katılan iktisatçı Yelda'nın, sosyal antropolog Lepold'un (İspanyol), psikiyatr Günter'in (Alman), doktor Ammy'nin (İngiliz), sosyolog Beatrice'in (İtalyan), ve hem grup şefi hem de davranışbilimci olan Jacgues'ın (Fransız) amacı, bölgedeki "töre cinayetlerini" ve bunun sosyolojik nedenlerini araştırarak bir rapor hazırlamak. Yelda her ne kadar sevgilisi Selim'den kaçarak bölgedeki töre cinayetleriyle ilgili araştırmalar yapmaya çalışıyorsa da 'kapsama alanı' dışında olmadığı sürece, "kendisini hem hastalandıran hem iyileştiren Selim'in sesine yapışıp kalmak, o sesten hiç ayrılmamak isteği"(s.21)ni her zaman duyuyor; bir yandan da Selim'in neler yaptığını, kendisini aldatıp aldatmadığını öğrenmeye çalışıyor ve onu 'kontrol altında' tutmanın yollarını arıyor. Selim'in Yelda'da bıraktığı izlenimler Yelda'yı böyle davranmaya itiyorsa da, kendisinin de yeni arayışlara girdiğini ve grubun güvenlik sorumlusu olan Taner'le birtakım serüvenler yaşamanın yollarını aradığını ve bunda da başarılı olduğunu belirtelim.


0 yorum:

Yorum Gönder